Sanal Şöhret
Dijital Mahallemizden "Kaydır-Geç" Dünyasına: Ne Ara Bu Kadar Kaybolduk?
Eskiden internetin bir ruhu vardı.
Bilgisayarın başına geçtiğimizde o tanıdık çevirmeli ağ sesiyle dünyaya bağlanır, sohbet odalarında gerçekten "sohbet" ederdik.
Ekrandaki yazıları merakla bekler, arka planda çalan müziğin keyfini çıkarırdık.
İnternet bizim için hayatın bir parçasıydı ama hayatın kendisi değildi.
Peki, şimdi ne değişti?
Bugün o samimi sohbetlerin yerini, parmağımızla durmadan yukarı kaydırdığımız (scroll), ruhu olmayan bir döngü aldı. Adına "sosyal medya" dedik ama bizi sosyalleştirmekten çok, gerçek dünyadan kopardı.
Bir Beğeni İçin Neleri Feda Ediyoruz?
Sokaklara bir bakın; yağmurun altında sırılsıklam olan ama oyun oynamak için değil, TikTok’a video çekmek için çamurda yuvarlanan çocuklar var. "Ünlü olacağım" hayaliyle canını hiçe sayan bu nesil, tehlikenin farkında bile değil. Maalesef bu hastalık sadece çocuklarla da sınırlı kalmadı.
Sosyal medya uğruna yemeğini ocakta yakanları,
Eşini, çocuğunu ihmal edip yuvasının dağılmasına seyirci kalanları,
Takipçi sayısı artınca kendini dev aynasında görenleri her gün duyuyoruz.
Artık Dur Deme Vakti Gelmedi mi?
Kumar ya da zararlı içerikler nasıl engelleniyorsa, insanların hayatını, ailesini ve en önemlisi akıl sağlığını elinden alan bu kontrolsüz bağımlılık için de önlem alınması şart.
Aile Bakanlığı’nın 16 yaş altı için attığı adımlar bu yüzden çok kıymetli.
Çünkü hiçbir "beğeni" bir çocuğun güvenliğinden, hiçbir "takipçi" yıkılan bir yuvadan daha değerli değildir.
Biz eskiden internete bağlanırdık, şimdi ise internete hükümlü hale geldik. O eski samimiyeti, gerçek sohbetleri ve ekrana değil, sevdiklerimizin yüzüne baktığımız günleri geri kazanmamız gerekiyor.
Kaydırmayı bırakın, yaşamaya bakın.
Yorumlar